Suphi hiç gün yüzü görmediğinden gözlerini kaldırıp saklaması için annesine verirmiş, annesi de yazın kışlıkların arasında, kışın da yazlıkların arasında hurç hurç saklarmış Suphi'nin gözlerini..Bir kış vakti gözlerinin çukuru hep yağmurla dolduğundan,Suphi annesinden gözlerini istemiş annesi hurçtan çıkarıp vermiş gözlerini Suphi’ye. İşte o gün bugündür Suphi’nin gözlerinin rengi naftalin kokar.
Ne Kadar Da Salağız
Ben salağım. Ben salağım diyorum bu demek oluyor ki salaklığımın farkındayım. Eğer bana salak olduğumu bir başkası söyleseydi salaklığının farkında olmayan bir salak olacaktım. Salaklığımızın farkında olmak zihnimizdeki kilitleri yerlerini tespit etmek demektir. İnsan zihni basmakalıp düşünceleri yerleştirmeyi çok sever. Amiyane bir tabirle "dolma yutmak" da diyebiliriz buna. Misalen "Benim adım hıdır elimden gelen budur" şiarını benimsediğiniz, tesahüp ettiğiniz anda bir dolma yutmuşsunuzdur. İnsanı gayretten alıkoyan bir tembellik kalıbını edinmişsiniz demektir. Başka bir misali 'medya' üzerinden vermekte fayda var. Üniversitedeyken bir gün Siyaset Bilimi dersimize giren ve benim çok sevdiğim Kerim Tekinalp Hoca odasında "Bak kızım" diyerek şunları söylemişti: "Medya insanları kısık ateşte kıvama getiren bir tenceredir." İlginç bir tanımdı. Ben de tanımın üzerine giderek bazı sorular yönelttim. Bana anlattığına göre 1989 Türkiye yerel seçimleri sırasında BBC Türkçe yayınında merkezî cepheyi hedef alırken İngilizce yayınında sol cepheyi hedef almış. Yani Türkiye'de eğitim seviyesi yüksek olanlara ayrı, düşük olanlara ayrı oynamış ve bu vesileyle SHP'nin seçilmesinde ufak da olsa bir rol oynamış. Her neyse.. Salaklık baki demişler. (Ne kadar da salakça bir söz) Fakat insan bu işin böyle olmaması gerektiğini kavramalı. Önünümüze yiyelim diye her yemek atanın yüzüne değil de eline bakarsak dolma yutmaya devam ederiz. Önümüze bir şey bıraktıklarında bırakanın eline değil de yüzüne bakmamız gerek. Onun kim olduğunu anladığımızda aslında önümüzdekinin bir avuç kül olduğunu anlayabiliriz. Bırakalım arkamızdan "kül yutmaz" desinler. Dolma yutmaktan iyidir.
Unutmayalım ki salaklığımızın farkına vardığımızda önümüzde tekrar anlamlandırmamız gereken koca bir alan açılır. Buna anlam alanı diyelim. Anlam alanlarımızı boşaltmak ne kadar zorsa tekrar doldurmakta o kadar kolaydır. Artık bir zahmet yoğurdu üfleyerek yiyelim.
Tabi o esnada dikkat etmemiz gereken bir husus daha var: "Senden önemlisi yok", "Sen herkesten daha değerlisin", "Bırak onlar seni düşünsün", "Kimseye kendinden kıymetli görme, bırak onlar seni kıymetli görsün" gibi "sen sen sen" diyen salakça zırvalıkları yutup "ben ben ben" diye tutturursanız kibrinizin anlam alanlarınızı nasıl zehirlediğini bilemeden öleceksiniz.
Seher Hekimhan
Pazar günlerinin ilişki bitirici etkisi
...Bir masaya oturdu, sormadan çay verdiler ya da sordular da Yusuf duymadı. Ağır hareketlerle sigarasını sardı, düzeltti, yaktı. Kafasını kaldırıp çay bahçesindeki masalara baktı. İnsanların en kıymet verdiği insanlara vakit ayırdığı Pazar gününe odaklandı.
Yusuf'a göre tatiller 'Çok muhabbet tez ayrılık getirir' ata sözünün vücut bulduğu günlerdi. Sigarasını solurken bunu düşündü. Pazar günlerinin ilişki bitirici yönü çırılçıplak karşısındaydı.
Masalar dolusu insanlar, binlerce yıldır uzlaşılamayan konuları yeniden ve yeniden tartışıyordu. Sevgili adayları, sevgililer, iş arkadaşları, yeni evliler, eski evliler, ortak hobili insanlar, okul arkadaşları, çocuklu aileler, çocuk yaptığına pişman karı kocalar, istediği ışıklı oyuncağı almadığı için babasına kızgın çocuklar... Tüm ilişkiler doğanın kanunuymuş gibi yıpranıyor, onarılıyor ve öncekinden daha büyük yaralar alıyordu...*
"insan yaşamı ahmaklığa mahkûmdur"
"niye benimle bir şey paylaşmıyorsun" diye sordu adam. kadın, ince parmaklarının arasına sıkıştırdığı sigarasından bir firt çekti, ve perdelerin ardına doğru üfürdü. adam masanın sağ köşesinde bulunan çerez tabağına uzandı, ağzına bir adet tuzlu fıstık attı. kadın adamın dudağını izlemeye başladı. çerezi yerken çıkardığı sesleri dinledi. adam bir çerez daha attı. elini kumandaya doğru yöneltti, televizyonda takip ettiği dizinin sesini kıstı. eşine doğru döndü. bir gözü hâlâ sesini kıstığı dizideydi. kadın, gözlerinin içine baktı. çerezlere baktı. sigaraya baktı.
adam tişörtünün altından sıyrılan atletini kaldırdı. kıllı kalça üstünü kaşıdı. kadın kitaplığına baktı. gözüne lale müdür takıldı. televizyondaki diziye kaydı gözü, kıllı kalça üstünü kaşıyan eşinin eline baktı.
sigarasından bir fırt daha çekti. ayağa kalktı. eşinin yanına oturdu. tişörtünü kaldırdı. kıllı kalça üstüne doğru üfürdü.
ve perdenin ardındaki gerçeklik açığa çıktı.
Son bulmalı-mıydı-ydı-mı?
Uyandı. Eli sigarasını aradı. Sigarasında tek dal bile kalmamıştı. Doğruldu, aynanın karşısına geçti. Saçları dağınık, sakalı biçimsiz, gözleri pörtlek ve mordu. İyi görünmesini beklemeyerek geçtiği ayna karşısında bir nebze olsun iyi görünmek adına dişlerini fırçaladı. Sigara almak için yola koyuldu. Canı Camel çekiyordu. Camel’ın özel bir tütün olduğuna olan inancı artmıştı. Bakkala girdi, selam verdi. Sesinin çok çatallı ve kalın olduğunu duydu. Büyüdüğü aklına geldi. Yüzünü kontrol etti, sakallıydı. Saçları gözlerinin önüne geliyordu. Babası saçını uzatmasına izin vermezdi. Ama uzundu. Büyüdüğünü anladı tekrardan. Bir Camel istedi. Abi demedi sadece Camel dedi. Büyüdüğünün farkına varmasa abi diyecekti. Büyüdü. Ve sadece Camel dedi. Adam sigarayı uzattı. Paketin üzerinde yazan “sigara içen erken ölür” ifadesine gözü takıldı. İnşallah diyecekti, uzun yıllar önce duayı bıraktığının farkına varmıştı. Umarım deyip geçiştirdi. Parayı ödemek adına elini cebine attı. Cebinde bir fotoğraftan başka bir şey yoktu. Adama baktı sonra yazıya baktı. En sonunda kaçtı. Arkasından dur denildiğini duydu. Bu kelimeyi uzun zamandır duymamıştı. Kendisine söylenmesi daha özel hissettirdi. Çünkü hayatında ona 3 defacık dur denseydi, o Camel içmez ve duayı bırakmazdı.
sen söyle, kulağım sende
her hareketimiz bir amaç uğruna gerçekleşir değil mi? sen de şu an bir amaç uğruna bunları okuyorsun. peki beklentini karşılayacak mı? açık olalım, bunun kararını ancak sen verebilirsin. bu okuduklarının zihnindeki varlığı konusunda bizlere bir şeyler söyleyeceksin. berbat bir yazı olduğunu düşünürsen, bunu ancak “berbat, kötü, iğrenç veya bok gibi” gibi kelimelerle tanımlamak zorundasın. zihninde canlandırdığı portreyi bizlere anlatmak adına kelimelerle sınırlandırmak zorundasın. peki ya kelimeler bunu karşılamıyorsa?