sen söyle, kulağım sende

her hareketimiz bir amaç uğruna gerçekleşir değil mi? sen de şu an bir amaç uğruna bunları okuyorsun. peki beklentini karşılayacak mı? açık olalım, bunun kararını ancak sen verebilirsin. bu okuduklarının zihnindeki varlığı konusunda bizlere bir şeyler söyleyeceksin. berbat bir yazı olduğunu düşünürsen, bunu ancak “berbat, kötü, iğrenç veya bok gibi” gibi kelimelerle tanımlamak zorundasın. zihninde canlandırdığı portreyi bizlere anlatmak adına kelimelerle sınırlandırmak zorundasın. peki ya kelimeler bunu karşılamıyorsa?

neyse, kelimelerle alıp veremediğim şeyleri sizlere daha sonra açıklarım. şimdi gelmek istediğim konuya tekrardan değineyim. amaçlarımız bir beklenti sonucu gerçekleştiğine dair umarım aynı fikirdeyizdir. aynı fikirde değilsek, yazıyı hâlâ okumak gibi bir eziyeti kendine yapmamanı öneririm. çünkü burada kendi gerçeklerimi, kendi hakikatimi, kendi bağlamlarımla anlatıyorum. herkes yazılarında böyle yapar. kendi hakikati üzerine kurmuş olduğu zırvalıkları size dayatır. ve siz yazıyı okumaya başladığınız ândan itibaren, yazan kişinin hakikatini kabul etmiş olursunuz. 

amaçlarımızı biz belirleriz. belirlediğimiz amaçlara vardığımızda ise güzel şeyler olmasını bekleriz. ne de olsa aleyhimize olan hiçbir şeyi istemeyen canlılarız. sen hiç acıyı ve derdi amaçlayan birini gördün mü? bu soruya evet desen bile, amaçladığı hedef ne denli ürkütücü olsa da ona haz verdiğini de görüyor olacaksın. peki senin amacın nedir? amaçlarının gerçekleşmesi adına verdiğin çabaların, boşa gittiğini görünce tepkin ne olur? bu öznel bir şeye benziyor kararı sen ver. 

bel bağladığımız onlarca şey var. ya da bize sunulan fırsatların ustaca parlatıldığı dönemlerden geçiyoruz da diyebiliriz. hayatının âşkı, evlenmek, çocuk sahibi olmak, iyi bir araba sahibi olmak, lüks bir evin olması, çok paranın olması.. bunların gerçekleşmesi adına bir şeyler yapıyorsun değil mi? şu an çalıştığın iş ve görmüş olduğun eğitimler, hepsi bu amaçlara hizmet etmiyor mu sence? hayır tabii ki de. bu amacı belirleyen sensin. belki ailen, belki toplum, belki akrabaların ama son basamakta senin karar mecrana çıkmıyor mu bunlar? 

hayatının aşkı seçeneği dışındaki tüm etmenler bir madddiyata çıkmıyor mu? ne bu sevda! diyeceksin ki ben en çok âşkı arıyorum. o zaman diğer işler için bu denli çaba sarfetmene gerek kalmaz değil mi? ama öyle değil işte bu işler. iyi bir gelirin, iyi bir araban ve lüks bir evin olmazsa hayatının âşkı için sen de hayatın âşkı olur musun? ben söyleyeyim, bok olursun. 

zincirli bu paradoks yığınını gördüğünüze göre âşkın da bir maddiyat yığınından geçtiğini görmüş olmalısınız. fakat aranızdaki pembe başlıklı polyannaların “ama âşk dediğin öyle bir şey değil tamam mı, paran olmasa da sever, sevilirsin” dediğini duydum*.” şaka, şaka duymadım. ben uzun zamandır böyle şeyler duymayı bıraktım. 

*[dediğini duyar gibiyim, demiyorum çünkü şok gazetesinin fıkra yazarları gibi hissediyorum.] 

 

Sükuneti boz

Görüş belirt